22 Mayıs 2014 Perşembe

Kitap İncelemesi #11 (Hayvan Çiftliği)


Hayvan Çiftliği  
      (Bir Peri Masalı)
George Orwell 


Can Yayınları

Çeviren: Celâl Üster 
Özgün Adı: Animal Farm 
#Dünya Klasikleri
158 sayfa - Ciltsiz

  ★ ★ ★ ★ ★ 
 George Orwell'ın muhteşem üslubu ile peri masalına dönüşen bir ideoloji...

'' Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir. ''


 KAPAK:

 Friedrich Karl Waechter tarafından tasarlanan kapak resminde, kitabın baş karakterlerinden olan ve Stalin'i temsil eden Napoleon(Napolyon)'u, insan kıyafetleri içerisinde, gazete okuyup puro içerken görmek mümkün. Hemen ayaklarının dibinde ise ona koşulsuz itaat etmekle görevli bir köpek resmedilmiş. Kitabın Can Yayınları tarafından bu yıl düzenlenen kapağı ise pembe ve siyah renklerden oluşmakta.
 Ayrıca kitabın iç kısımlarında ise konuyla bağdaşlaşan çizimler de yeralmakta.


YAZAR HAKKINDA:

 Ülkemizde daha çok Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabıyla tanınan yazar, Hayvan Çiftliği adlı bu muhteşem eseriyle bize ideolojik kavramlar sunarken, masalsı anlatımı ve sade dili sayesinde bunu oldukça anlaşılır kılıyor. Birçok yayınevi tarafından çocuk kitabı olarak algılanmaması adına çevrilmeye gerek görülmeyen kitabın alt başlığının Bir Peri Masalı olmasının sebebi de budur. Kuşkusuz çocukları eğlendirebilecek bir kitap değildir ancak fabl şeklinde yazılan bu eser siyasetle uzaktan yakından ilgili olmayanların bile dikkatini çekecektir.
 2. Dünya Savaşı sırasında Yurt Muhafızları birliğinde görev alan ve aynı zamanda BBC Observer ve Tribune için muhabirlik yapan yazar bu kitabı savaşın sonlarına doğru yazmış, Stalin rejimini usta bir dille eleştirmiştir. 
 Kafka'nın Dönüşüm''le ilgili söylediği sözleri, George Orwell bize Hayvan Çiftliği ile tekrar hatırlatıyor.

 '' Her yazar hayvanlarla ilgili bir şeyler yazmak ister. Bu özgür olmanın kolay yoludur üstelik insan olmak yeterince zordur. '' 

 George Orwel'ın siyasi düşüncelerini hayvanlar üzerinden anlatmasını buna bağlıyorum. Birçoğunun o dönemde beyan edemeyeceği fikirleri Orwell bu sayede kolaylıkla dile getirmiştir.



  KONUSU:
 Beylik çiftliğinin sahibi Bay Jones(II. Nicolay'ı temsil eder) son zamanlarda daha fazla içki içmeye, hayvanların bakımını ihmal etmeye başlamıştı. Ancak Koca Reis'in(Karl Marx'ı ya da Vladimir Lenin'i temsil eder) gördüğü rüyadan sonra her şey değişecekti. Koca Reis hayvanları bir araya toplamış, onlara insanların üretmeden tüketen tek canlı olduğunu, sabahtan akşama kadar uğraşıp didindikleri halde insanların mahsülün çoğunu aldığını, karın tokluğuna çalıştıklrını, kaldıki yaşadıkları şu sefil hayatın doğal sonuna varmasına bile izin verilmediğini anlatacak, rüyasında insanların olmadığı bir dünyanın barış ve mutluluk içinde olacağını da söyleyecekti. Bu söylevden 3 gün sonra ise sonsuz uykusunda huzurlu bir şekilde ölecekti. 
 Koca Reis'in ölümünden sonra çiftliğin en yetenekli domuzları Snowball( Lev Troçki'yi temsil eder) ve Napoleon(Josef Stalin'i temsil eder) ayaklanmanın başını çekeceklerdi. Ancak kimse ne olacağı konusunda bir fikre sahip değildi. Bay Jones körkütük sarhoş olup hayvanları aç bıraktığı bir gün ayaklanma başladı. Çok geçmeden Jones çiftliği terk etmek zorunda kaldı. Hayvanlar ise çiftliğin adını Beylik Çiftliği yerine Hayvan Çiftliği olarak değiştirdiler. Artık çiftlik tümüyle asıl sahiplerinindi ve vakit kaybetmeden bazı kurallar konulmalıydı. Her konuda fikir ayrılıkları yaşayan Snowball ve Napoleon bu konuda da birbirlerine ters düştüler. Sonunda kurallar 7'ye indirgendi ve duvara asıldı.

 Yedi Emir:
  1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
  2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
  3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
  4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
  5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
  6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek. 
  7. Bütün hayvanlar eşittir. 


 Hayvanlar özlemini duydukları huzur ortamına zorlu bir süreç sonunda kavuşmuştu. Artık herkes daha fazla çalışıyordu ancak kimse bundan şikayetçi değildi. Ürettikleri her şey kendi midelerine giriyordu ne de olsa. 
 Öteki hayvanlara açıklama yapmakla görevlendirilen bir başka domuz Squelar(Sovyetlerdeki parti yanlısı Pravda gazetesini temsil eder) zamanı geldiğinde ineklerin sütünün domuzların yemine karıştırılması gerektiğini uygun bir dille ifade edip hayvanları ikna edecekti. 
 Çiftlikte işler değişmekteydi. Snowball yel değirmeni yapılması gerektiğine inanıyor, boş vakitlerinde çizimler yapıyordu. Napoleon ise onunla aynı fikirde değildi. Çok geçmeden Snowball'u yetiştirdiği birkaç köpek zoruyla çiftlikten uzaklaştırmayı başaracaktı. Artık yalnızca Napoleon'un yönettiği çiftlik hayal edilenden biraz farklıydı. Yavaş yavaş işin rengi değişiyor daha da kötüsü hayvanlar bütün bu olanlara göz yumuyordu.



 KİTAP HAKKINDA:

Stalinizm'e yergi niteliğinde olan bu kitap, özgürlüğü ve eşitliği temel alan sosyalizmin kişiler tarafından benimsenen algı farklılıklarını bize sunuyor. Bütün bu ideolojik meseleleri herkesin anlayabileceği bir dille yazıya döken yazar, Marksizmden, Stalinizm'e geçişi hayvanlar sayesinde aktaran Orwell kamuoyunun bireyler üzerindeki etkisini, kişilerin baskı yoluyla düşüncelerini açık etmesinin engellendiğini, saman altından sular yürütmekte kimi liderlerin bir hayli usta olduğunu, bütün bunları yaparken baştakilerin aksini iddia ettiğini ve insanları buna inandırdığını masalsı bir dille bize sunuyor.
 Geçmişi, şimdiyi ve geleceği sorgulamamızı sağlayan bu kitap, sizden kendinize yönetim ile ilgili birçok soru sormanızı bekleyecek. Kimi zaman kitaptaki hayvanların içinde oldukları durumu eleştirmekten kaçındıklarına kızdığımızda ise, bizimde onlardan çok farklı olmadığımızı anlayacaksınız. 

 SONSÖZ: 

 Siyasi görüşünüz her ne olursa olsun bu kitabı okumanız gerektiğine yürekten inanıyorum. Eğer Hayvan Çiftliğini daha önce okuduysanız  yazarın çok daha bilindik olan 1984 adlı eserini okuyabilirsiniz. Bu konuları yine dolaylı yoldan anlatmayı tercih eden bir Türk yazar arıyorsanız Zülfü Livaneli'nin Son Ada kitabına bir göz atmanızı tavsiye ederim. 

 
 

13 Mayıs 2014 Salı

Kitap İncelemesi #10 (Küçük Mucizeler Dükkanı)


 Küçük Mucizeler Dükkanı
      Debbie Macomber

               Martı Yayınları
           Çeviren: Ozan Aydın
Özgün Adı: The Shop on Blossom Street
      #New York Times Bestseller
           472 Sayfa - Ciltsiz

            ★ ★ ☆ ☆ ☆

Bir tek okumayan ben kalmıştım bende okudum.


 KAPAK:

 Yasin Öksüz tarafından tasarlanan kapakta, kitabın baş karakteri olan Lydia Hoffman'ın küçük ve samimi tuhafiye dükkanının resmedilmesinin yanı sıra dikkatli baktığınızda dükkanın kapısının önünde uzanan Lydia'nın şımarık kedisi Whiskers'ı da görebilirsiniz. Kitabın kapağının sevimliliği ise sizi kendisine çekecek. Ayrıca dünya çapında 140 milyondan fazla satan yazarın kitaplarını bizimle buluşturduğu içim Martı yayınlarına da teşekkür etmek gerektiğine inanıyorum.


 YAZAR HAKKINDA:

 Tüm dünyada en çok satanlar listesindeki yerini kimselere kaptırmayan yazar, sade dili ve akıcı üslubu sayesinde kitabı kısa sürede okutmayı başarıyor.
 Blossom Street serisinin ilk kitabı olan bu kitapta yazar bize birbirinden farklı dört kadının hikayesini sunarken aynı zamanda onların ortak yönlerini keşfetmemizi de sağlıyor.
 Kendisinin de on iki yaşında örgü örmeye başladığını belirten yazar, bu kitap için yaklaşık dört yıllık bir oluşum süreci geçirdiğini söylüyor. Ayrıca yazar, tıpkı kitabın baş karakteri gibi bir tuhafiye dükkanı işleten yakın arkadaşı Linda Johnson'a teşekkür edip , kitabını ona ve iplik uzmanı olarak adlandırdığı bir diğer yakın arkadaşı Laura Early'ye adarken, kitabın gerçek hayattan esinlenildiğini vurguluyor.




 KONUSU:

 Lydia Hoffman, 30'lu yaşların başlarında olmasına rağmen geçmişinde kanseri iki kez yenmiş, hayatın değerini anlamıştı. Babasının ölümünden sonra kendi yolunu çizmeye karar veren Lydia, yapmaktan en çok zevk aldığı şeyi, örgü örmeyi kendisine iş edinmişti. Blossom sokağında kiraladığı dükkan tıpkı babasının yıllar öncesinde işlettiği dükkana benziyordu. Belki de bu sebepten Lydia daha fazla vakit kaybetmeden dükkanı kiralamıştı. Hem daha ne kadar zamanı olduğunu kim bilebilirdi ki. Beynindeki tümör geçmişti ama tekrar nüksetmeyeceğinin garantisini kim verebilirdi. Bu yüzden Lydia ablasının onu desteklememesine karşın dükkanı açmıştı.
 Jacqueline Donovan, oldukça iyi giyimli ve kendinden emin tavırlarıyla dikkat çeken bir kadındı. Ancak bütün bunlar 50li yaşların ortasında olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Kocasıyla, oğlu Paul olduğundan beri iyi bir ilişkisi yoktu. Hatta onun başka bir kadınla görüştüğünden bile şüpheleniyordu. Kimi zaman bu şüphe dayanılmaz hale gelse de Jacqueline bunu uzun süre düşünmemeye çalışıyordu. Şimdi bir de geliniyle sorunlar yaşıyordu. Oğlu ailelerine yakışmayan bir kızla evlenmişti ve Jacqueline bunun bir an önce sona ermesini umut ediyordu.
 Carol Girard, 6 yıldır mutlu bir evlilik yaşıyordu. Kocasını seviyor, onun da kendisini sevdiğini biliyordu. Evliliklerindeki tek sorun ise henüz bir çocuk sahibi olmamalarıydı. Carol işten ayrılmış ve kendini doktorların eline bırakmıştı. Bu uğurda tarif edilemez acılar çekmiş, sayısız fedakarlık yapmıştı. Ancak ne yazık ki iki kez denedikleri tüp bebek tedavisi sonuç vermemişti. Ve şimdi bebek sahibi olabilmek için son şanslarını denerken Carol'ın umut etmekten başka elinden bir şey gelmiyordu.
 Alix Towsend, aile sevgisinden uzak büyümüştü. Çok küçük yaşlardan beri kavgaların arasında kalmış, içki sigara ve uyuşturucuyu henüz küçük bir kızken anne ve babasından öğrenmişti. Annesi hapse düştükten sonra o ve abisi Tom yetimhanede büyümek zorunda kalmış, abisinin yüksek doz uyuşturucudan ölmesi sonucunda ise uyuşturucudan uzak durmaya karar vermişti.
 Bu üç kadının da Lydia'nın cuma günleri nasıl bir bebek battaniyesi örebileceklerini anlattığı kursa katılmak için farklı sebepleri vardı.
 Jacqueline iyi bir babaanne olabileceğini kanıtlamak için torununa battaniye örmeye karar vermişti. Carol ise elbette doğacak çocuğu için bu işe kalkışmıştı. Alix'in örgüyle uzaktan yakından işi yoktu. Tek amacı suçlu olmamasına rağmen ödemesi gereken kamu cezasından paçayı sıyırabilmekti.
 Ve bu birbirinden çok farklı dört kadın kısa sürede arkadaş olacaktı.




 KİTAP HAKKINDA:

 Bu kitap sizi kahkahalara boğmuyor, ağlatmıyor ya da meraklandırmıyor ama bütün bunlara rağmen kendini okuttuyor ve böylelikle farklı hayatlara tanıklık etmenizi sağlıyor. Ayrıca dört kadının hikayesini Lydia, Jacqueline, Carol ve Alix sırasını takip ederek anlatan kitap, kimi kısımlarda birçok ünlü tasarımcının örgü örmeyle ilgili sözlerini de bize sunuyor. Bunun yanı sıra kitabın son sayfalarında hikayede sözü edilen battaniyenin örgü şeması ve açıklamalarını da bulabilirsiniz.






SONSÖZ:

Eğer okuma alışkanlığı kazanmaya çalışıyor ya da bir romandan kolay sıkılıyorsanız chick-lit tarzdaki bu kitabı okuyabilirsiniz. Ve eğer beğenirseniz Blossom Street serisine ara vermeden devam edebilirsiniz.


      







6 Mayıs 2014 Salı

Kitap İncelemesi #9 (Dönüşüm)


      

       Dönüşüm
     Franz Kafka

            Can Yayınları
    Çeviren: Ahmet Cemal
    Özgün Adı: Die Verwandlung
         #Dünya Klasikleri
        84 Sayfa - Ciltsiz
            ★ ★ ★ ☆ ☆ 

 Kafka okumanın zamanı gelmişti.





 KAPAK:
 Can Yayınları tarafından yayımlanan kitabın kapak tasarımı Utku Lomlu'ya (Lomlu Tasarım) aittir. Gri bir arka plan üzerine yerleştirilmiş böcek deseninin yazar eserle bütünleşme fikrini yaratıcı bulduğumu belirtmeliyim. Ayrıca Can yayınları bu yıl kapak tasarımı konusunda köklü bir değişikliğe giderek 33 yıldır yayımladığı klasikleşmiş beyaz kapaklar yerine yazarın anlattığı hikayeyi çok daha iyi sergileyen tasarımlar sunacağını belirtmiş bu yolda ilk adımı da başta Kafka'nın Dönüşüm'ü olmak üzere birçok klasik eserde yapmıştır. Okurun beyaz kapaklarla kurmuş olduğu duygusal bağ nedeniyle yadırgadığı bu durumdan aksine memnun olduğumu belirtmeliyim.



 YAZAR HAKKINDA:

 Franz Kafka ölümünden tam 90 yıl sonra bile en çok okunan yazarlar arasındaki yerini korumakta. Gerek yaşadığı sosyal çevre, gerek aşk yaşantısı, gerekse aile ilişkilerindeki sorunları eserlerinde görebilmek mümkün.
 Franz Kafka'nın en popüler eseri sayılabilecek bu kitapla bize babası ile yaşadığı sorunları yansıtan Kafka, bunu yaparken oldukça özenli bir dil kullanıyor. Bu özenli dilin getirisi olarak kitabı okurken kimi yerlerde durabilir, cümleleri gerek sindirmek gerekse kelimelerin büyüsünü yakalamak için tekrar ve tekrar okuyabilirsiniz.





 KONUSU:
Ailesinin tüm yükünü omuzlarında taşımakla sorumlu olan Gregor Samsa, bir sabah işe gitmek üzere gözlerini açtığında umulmadık bir manzarayla karşılaşır. Kendini dev bir böceğin içine hapsolmuş biçimde bulan Samsa bunun nasıl olduğuna anlam verememektedir. Şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemez haldeki anne babası büyük bir korku duymakta ve ilerleyen günlerin endişesini yüzlerinde barındırmaktadır. Gregor'un kız kardeşi Grete ise anne ve babasının aksine sakinliğini korumaya çalışmakta ve Gregor'un dönüşümünden sonraki bakımını üstlenmektedir. Ancak bu durum kısa süre sonra tersine dönecek ve Grete gitgide Gregor'dan uzaklaşacaktır. Peki ya Gregor eski haline dönebilecek gücü kendinde bulabilecek midir?




 KİTAP HAKKINDA:

 Birçok yayınevinde Değişim olarak da bulabileceğiniz bu kitabı değişim olarak adlandırmak pek doğru sayılmaz çünkü Gregor Samsa salt bir değişim yaşamamış, tam anlamıyla dönüşüm geçirmiştir.
 Kafka'nın söylemiyle aslında her yazar hayvanlarla ilgili bir şeyler yazma isteği duyar çünkü bu özgür olmanın kolay yoludur ve insan olmak yeterince zordur.
 Birçok felsefi düşünce ve ideolojik yaklaşım bulunduran bu kitap, bana göre de toplumun farklı olana yaptığı muamele sonucundaki yalnızlığı, umutsuzluğu ve yok oluşu anlatmakta.
 Ayrıca kimi kişiler tarafından öne sürülen Samsa karakterinin adının kliptogram içerdiği tezine de katıldığımı söylemeliyim. Her ne kadar Kafka aksini iddia etse de...
 '' İkisinin de beş harfi var. Samsa sözcüğündeki S'nin konumu, Kafka sözcüğündeki K'nin konumuyla aynı. Sonra A harfi... ''
 Kafka sözünü kesti.
'' Burada bir kriptogram yok. Samsa tümüyle Kafka ile örtüşmüyor. Dönüşüm bir itiraf değil, ama belli anlamda bir mahremiyetin açığa vurulması sayılabilir. ''
[ Kafka'nın Gustav Janouch'la konuşmalarından... 1920 - 23 ]



 SONSÖZ:

Dönüşüm kesinlikle kitaplığınızda olması gereken bir kitap.


             

29 Nisan 2014 Salı

Kitap İncelemesi #8 (Sevgilimden Son Mektup)

Sevgilimden Son Mektup
       Jojo Moyes

       Pegasus Yayınları
Çeviren: Solina Silahlı
Özgün Adı: The Last Letter From Your Love
        #Bestseller
    478 Sayfa - Ciltsiz

         ★ ★ ★ ☆ ☆

Uzun süredir okumayı planladığım bu kitap bir çırpıda bitiverdi.



 KAPAK:
 Yeşil bir arka planla Pegasus tarafından yayımlanan kitabın ön kapağında asil duruşu, her zaman kusursuz görünen saçları, kendinden emin tavrı, üzücü geçmişli ve kalbinde yatan 40 yıllık aşkla düşünceli bir biçimde yürümekte olan Jennifer Stirling resmedilmiş. Tek aşkının mektuplarıyla etrafı sarılmış genç ve güzel bu kadın bize aşka teslim olmanın cesaret istediğini kanıtlayacak.
 Ayrıca arka kapakta kitabın konusu ve hakkındaki yorumlar dışında yasak aşkın mektuplarından birkaç dize de yer almakta.




 '' En azından şunu bil ki bu dünyada seni seven bir adam var. Seni her zaman seven ve bu ona zarar verse de hep sevecek olan bir adam... ''



YAZAR HAKKINDA:

 Jojo Moyes Senden Önce Ben kitabı ile engellere meydan okuyan aşkı anlatırken bu kez bizi yasak tanımayan aşkla yüzleştirecek. Olayları birçok farklı gözden yansıtan yazar bu konuda oldukça başarılı ancak sorun şu ki kitabın henüz başındayken ve olaylara yakınlık kuramamışken bu teknik sizin konudan uzaklaşmanıza ve birazcık sıkılmanıza yol açabilir. İlk bölümde birçok kişinin ağzından aktarılan roman sizin kendinize ''Ben kimin hikayesini okuyacağım?'' sorusunu sormanızı gerektirebilir. Unutmamalısınız ki bu yalnızca kitabın ilk 50-60 sayfası için geçerli. Eğer okumaya devam ederseniz yazarın müthiş olay örgüsünün ve akıcı dilinin tadını çıkarabilirsiniz.


 KONUSU:

 Jennifer Stirling (Jenny) gözlerini bir hastane odasından açtıktan kısa süre sonra yapmış olduğu kazanın yalnızca bedenine değil aynı zamanda ruhunda da izler bıraktığını anlayacaktı. Kendisini, 4 yıldır evli olduğu kocasına, pahalı eşyalarla döşenmiş olan evine, bir zamanlar çok yakın oldukları söylenilen arkadaşlarına ve bütün bu anlam veremediği lüks yaşama uzak hissediyordu. Her ne kadar doktoru bu tür kazalardan sonra benzeri birçok olayın yaşandığını söyleyip, yakın zamanda eski haline döneceğini sık sık yinelese de, Jenny buna inanmakta güçlük çekiyor, bu dünyaya ait olmadığını hissediyordu. Olması gereken kişi rolünü yapıp etrafa gülücükler saçarken içinde derin bir yalnızlık ve özlem duyuyordu. Üstelik etrafındaki herkes ondan bir şeyler saklıyormuş gibi görünüyordu. Kimse kaza ile ilgili konuşmuyor, o da daha fazla soru sormaktan çekiniyordu.
 Kitabın sayfaları arasına gizlenmiş o aşk dolu mektubu bulduğunda bazı anılar yeniden canlanmış, ona geçmişte kim olduğunu hatırlatmaya bir nebze de olsa yardım etmişti. Anacak hâlâ her şey tam anlamıyla açık değildi. Parçaları birleştirmekte zorluk çekiyor, bu onu daha da meraklandırıyordu. ''B. kimdi?'' ''Onunla ne yaşamıştı?'' ''Ne kadar ileri gitmişti?'' ''Kocası Laurence'ı aldatmış mıydı?''
 Tüm taşlar yerine oturduğunda Jenny büyük bir ikilemin arasında kalacaktı. ''Her şeyi bırakıp aşığının peşinden gitmeli miydi?'' ''Bunu yapabilir miydi?'' ''Peki ya Laurence ne olacaktı?'' ''Şimdi bir de kızları vardı.'' Sevgilisi her fırsatta kocasını bırakmasını istediğini dile getiriyordu. ''Jenny bunu yapmaktan bu kadar korkuyordu.'' ''Onu seviyordu. Hem de çok seviyordu.'' ''Bu ikisinin de mutlu olması için yetmez miydi?''
 Ellie Hawort (32) son bir yıldır yaşadığı ilişkinin onu olumsuz yönde etkilediğinin farkındaydı. Artık gazetede eskisi kadar iyi yazılar yazamıyor, arkadaşlarıyla erkek arkadaşı konusunda sık sık tartışmalara giriyordu. Ellie her şeyin bu kadar zor olacağını daha başında tahmin etmeliydi. Evli bir adama aşık olmayı o istememişti, her şey bir anda oluvermişti. Kendisini onun büyüsüne öyle kaptırmıştı ki, tüm hataları göz ardı ediyordu. Çok geç değildi, hâlâ ondan ayrılabilir, hayatına başka birinin girmesine izin verebilirdi. Doğru olan buydu. Ama onu seviyordu ve neyin doğru olduğu kimin umurundaydı.
 Gazetedeki itibarını korumak adına son bir şans elde eden Ellie yaptığı araştırma esnasında umulmadık bir aşk mektubuna rastlayacak ve gizemi çözmek konusunda ısrarcı olacaktı. Yalnızca gizli aşıkların hikayesini öğrenmek değil, kendi yolunu da aydınlatmak istiyor gibiydi.




 KİTAP HAKKINDA:
 Bu kitap size yasak aşkın ardından getirdiği cesareti, suçluluğu, tutkuyu ve çaresizliği sunacak. Kendinizi hikayenin içinde kaybolmuş bir vaziyette bulurken tek tek tüm karakterlere hak vereceksiniz. Elbette hiçbir şey aldatmayı haklı çıkarmaz ancak bu kitabı okurken aldatılan ve aldatan eşin hislerine ortak olacak, işin içinden çıkamayacaksınız.



 SONSÖZ:

 Senden Önce Ben ile bir çoğumuzun  kalbine taht kuran Jojo Moyes, Sevgilimden Son Mektup'la sizi etkilemeyi sürdürecek.
                                

22 Nisan 2014 Salı

Kitap İncelemesi #7 (Yeraltı Günlükleri Serisi 2 / Gregor ve Felaket Kehaneti)

   
  Gregor ve Felaket Kehaneti
        Suzanne Collins
          Pegasus Yayınları
      Çeviren: Gürkan Genç
Özgün Adı: The Underland Chronicles - Gregor and The Prophecy Bone
      #Açlık OyunlarınınYazarından
            270 Sayfa - Ciltsiz
             ★ ★ ☆ ☆ ☆

Yeraltındaki macera hız kesmeden sürüyor.


 KAPAK:

 Yeraltı günlükleri serisinin ikinci kitabı olan Gregor ve Felaket Kehaneti için seçilmiş olan yusufçuk sembolünü kitapla bağdaşlaştıramadığımı söylemeliyim. Bana kalırsa küçük Bot'un ışığını devam ettiren güve imgesi bu kitap için çok daha uygun olurdu.


 YAZAR HAKKINDA:
 Suzanne Collins'in edebiyat anlayışı ile ilgili daha fazla yorum yapmaya gerek duymuyorum bile. Yazar sizi hiç de alışık olmadığınız dünyaların içine çekmekte oldukça başarılı. Ayrıca bu seri ve yazarın daha ünlü olan serisi olan Açlık Oyunları'nda da gördüğümüz üzere yazar karakterleri güç temeli üzerine yerleştiriyor. Her iki seride de henüz çok küçük yaşlarda kendilerinden beklenmeyen zaferleri kazanan çocuklar anlatılması sizce bir tesadüf mü? Bunun yanı sıra yazar bu seride insanların haklarında iyi fikirler sahibi olmadığı canlıları kullanmakla size farklı bir bakış açısı kazandırmayı tercih ediyor. Seriyi bitirdiğinizde kendinizi hamam böceklerine ya da yarasalara karşı daha yakın hissedebilirsiniz.


 
 KONUSU:

 Gregor(11) henüz ilk kehanetin etkisinden kurtulamamışken kendini bir diğer kehanet olan felaket kehanetiyle karşı karşıya buluyor. Bu kez ona verilen görev herkesin çok korktuğu ancak çoğu kişinin görmediği özel yeteneklere sahip beyaz kürklü bir sıçan olan Felaket'i öldürmek. Gregor, her ne kadar bir daha yeraltına inmeyi düşünmese de Bot'un hamam böcekleri tarafından bir kış günü kaçırılması sonucunda tek çarenin bu olduğu kararına varıyor.




KİTAP HAKKINDA:

 Bu kez kitabın kapağını kapattığınızda kendinizi birçok soruyla boğuşurken bulacaksınız. Menekşe gözlü prenses Luxa gerçekten öldü mü yoksa acımasız sıçanlar tarafından esir mi edildi? Gregor ne zaman ve nasıl tekrar yeraltına inecek? Peki ya yeraltılılar son olaylar sonrasında onun serbest kalmasına izin verecekler mi? Gregor Luxa'yı kurtarabilecek mi? Nerissa kurtuluşu önceden görebilecek mi?
 Yeraltı günlükleri sizi seriyi tamamlamanız konusunda ikna edecek.



 SONSÖZ:

 Yeraltı günlükleri serisinin diğer üç kitabı olan Kan Kehaneti, Sır Kehaneti ve Zaman Kehaneti'ni her ne kadar merak etsem de sırada okumamı bekleyen birçok kitap olduğundan dolayı ara veriyorum. Ancak uygun fiyatlı fantastik bir seri arayışı içerisindeyseniz siz benim yerime tamamlayabilirsiniz.

                                    


14 Nisan 2014 Pazartesi

Kitap İncelemesi #6 (Yeraltı Günlükleri Serisi 1 / Gregor ve Gri Kehanet)



Gregor ve Gri Kehanet
   Suzanne Collins
        
         Pegasus Yayınları
    Çeviren : Gürkan Genç
Özgün Adı : The Underland Chronicles - Gregor The Overlander
#Açlık Oyunları Serisinin Yazarından
     299 Sayfa - Ciltsiz

        ★ ★ ☆ ☆ ☆



Açlık oyunları serisi ile beni kendine hayran bırakan Suzanne Collins'in bir diğer kitabı Gregor ve Gri Kehanet ile yeraltında küçük bir maceraya çıkmaya hazır olun.


 KAPAK:

 Yusuf Bora Ülkü tarafından tasarlanan ve Pegasus Yayınları sayesinde bize ulaşan kitabın kapağında, altın çemberin ortasında bulunan Gregor'un bağlandığı yarasa yer almakta. Arka kapakta ise, kitabın mümkün olduğunca kısa tutulmuş konusu ve kitap hakkındaki bazı yorumlar bulunmakta. Ayrıca iç kapaklarda Suzanne Collins'in çok satan Açlık Oyunları serisinin tanıtımının yanı sıra yazarın kısa özgeçmişi de bize sunulmaktadır.






 YAZAR HAKKINDA:


 Suzanne Collins fantastik kitaplar yazmanın yanı sıra kitaplarında günümüz sorunlarını, siyasetini ve şiddetini de göz önüne sermekte. Açlık oyunları serisi ile adını tüm dünyaya duyuran yazar başarısını akıcı üslubu ve yaratıcılığına borçlu. Ayrıca olay örgülerini ustaca kurgulaması da yazarın bir diğer özelliği.

 

 KONUSU:

Gregor(11) babasını bundan 2 yıl önce esrarengiz bir biçimde kaybetmiş bir çocuktu. İçinden bir his onun geri geleceğini söylese de babasıyla ilgili hayaller kurmaktan kaçınıyordu. Annesinin işleri nedeniyle küçük kız kardesi Bot(2)'a bakmakla sorumlu olan Gregor, bütün bir yazı diğer tüm çocuklar gibi kampa gitmek yerine evde sıkılarak geçireceğini sanıyordu ki çok geçmeden kendini yeraltının tuhaf yaratıklarıyla gizemli bir maceranın tam ortasında bulacaktı. Üstelik bu ona yıllar öncesinden verilen bir görevdi. Peki ya Gregor yeniden yeryüzüne çıkabilecek miydi?




  KİTAP HAKKINDA:



 Bu kitap size dev böceklerin, sadık yarasaların, yetenekli eğiricilerin, sıradışı yerüstlülerin ve onlara düşman sıçanların hikayelerini sunacak.
 Bir kehanetle başlayan kitap, ölüm kalım savaşı arasında sürüp gidecek. Ve kitabın kapağını kapattığınızda maceranın henüz yeni başladığını anlayacaksınız.
 Düşüş, Görev ve Sıçan olarak adlandırılan 3 kısımdan oluşan kitap sizi gri kehanetin içine çekecek.


SONSÖZ:

 Eğer daha önce Suzanne Collins'in bir kitabını okumadıysanız, herkes gibi bende size Açlık Oyunlarını tavsiye ederim. Açlık Oyunlarını çoktan okuduysanız ve kendinize çabuk okunacak bir fantastik kitap arıyorsanız bu kitaba bir göz atabilirsiniz.

Gregor ve Felaket Kehaneti Yazımı Okumak İçin Tıklayın

                             



8 Nisan 2014 Salı

Kitap İncelemesi #5 (Böğürtlen Kışı)



     Böğürtlen Kışı 
     Sarah Jio 

      Arkadya Yayınları 
  Çeviren : Duygu Parsadan
 Özgün Adı : Blackberry Winter
          #Bestseller
    353 Sayfa - Ciltsiz 

        ★ ★ ☆ ☆ ☆

 İnstagram'da sıklıkla gördüğüm ve birçok kişi tarafından beğenilen Böğürtlen Kışı okuduklarım arasındaki yerini aldı. 


 KAPAK:

Arkadya Yayınları tarafından çıkarılan kitabın ön kapağında, kitapta sözü geçen ve özel ruhları seçtiği inanılan böğürtlen çiçeğinin bulunmasının yanı sıra üzeri karlarla örtülmüş çift kanatlı kapı sizi olayların yaşandığı o evde hissettiriyor. Olacaklardan habersizce oyun oynayan Daniel'i ve ona sevgi dolu gözlerle bakıyor olan Vera'yı da arka planda görmek mümkün. Ayrıca kitabın arka kapağında Vera'nın oğlu için yazdığı mektuptan bir parça yer almakta. Eğer kitabı okuduysanız arka kapağa tekrar göz atmanızı tavsiye ederim çünkü o zaman yavrusunu yeni kaybetmiş olan minik kuşun acısını da fark edeceksiniz. 




 YAZAR HAKKINDA:


 Sarah Jio, Böğürtlen Kışı kitabına başlarken biz Türk okuyucuları samimi bir dille yazılmış bir mektupla karşılıyor ve Seattle'da ki evinden bize merhaba diyor. Yazdığı kitapların ilgi görmesinin onu çok mutlu ettiğini belirten yazar, Böğürtlen Kışı'nın da bir önceki kitapları Mart Menekşeleri ve Yağmur Sonrası kadar beğenilmesi dileğiyle bize keyifli okumalar diliyor. 
 Kitaba yazar tarafından yazılmış bir notla başlamak beni gerçekten etkiledi. Okuyucuyla yazar arasındaki bağı kuvvetlendiren bu yolu başarılı bulduğumu söylemeliyim. Kendimi henüz başlamamışken hikayeye daha yakın hissettiğimi ve yüzümde oluşan küçük gülümsemeyle okumaya devam ettiğimi de belirtmeliyim.
 Yine bir notla kitaba ve bize bir sonraki kitabında buluşmak üzere veda eden yazar, bu notunda Böğürtlen Kışı'nın çıkış öyküsünü ve yazma sürecinde başından geçen olayları tüm içtenliğiyle anlatıyor. Ve elbette teşekkür etmeyi unutmuyor.
 Sarah Jio okuyucuya verdiği değerle gerçekten yürekleri fethetmiştir. 
 Bununla birlikte kitabın son iki sayfası da Böğürtlen Kışı için almak istediğiniz notlar için ayrılmış durumda. 





KONUSU:

 Vera Ray(20) para kazanmak için otel de çalışan, balıkçı bir babanın yoksul ama namuslu kızıydı. Annesi evi geçindirebilmek için varlıklı ailelerin çocuklarına bakıyordu ancak Vera onu çok geçmeden kaybetmişti. 
 Charles ise soylu bir aileden gelen ama tuhaf bir biçimde kendini oraya ait hissetmeyen yakışıklı bir adamdı.  Çok yakında Vera, Charles'la tanışacak ve hayatı bütünüyle değişecekti. Charles ona daha önce yaşamadığı duyguları yaşatacak hatta bir bebek verecekti. Ancak mutlu son yalnızca masallar için geçerliydi. 
 Daniel 1933 yılında henüz 3 yaşında iken kaçırılmıştı. Polisler onun kaçmış olduğunu ve geri döneceğini düşünüyorlar ve onu aramaya bile gerek duymuyorlardı. Vera eğer Charles'la evlenmiş olsaydı onu anında bulacaklarından adı kadar emindi ancak şimdi böğürtlen kışının tam ortasında minik Daniel'ı yalnız başında aramak zorunda kalacaktı. Üstelik buna gücü yoktu.
 Claire Aldrige, bu hüzünlü hikayeden tam 80 yıl sonra Böğürtlen Kışı'nı araştırmak üzere görevlendirilmiş bir gazetecidir. Evliliğinde sorunlar yaşayan Claire aynı zamanda kendi hüznünü de yanında taşıyordur. Araştırmalarının sonucunda büyük bir sırrı keşfeden Claire yaşama yeniden tutunmaya karar vermiştir.




KİTAP HAKKINDA:

Yazarın, bir bölümde Vera'nın hüzünlü hikayesine değinmesini diğer bölümde ise Claire'in yaşamına bizi ortak etmesini ve bu sayede kendi içinde bir bütünlük sağlamasını başarılı buldum.Kitabın akıcılığına değinmeme gerek bile görmüyorum isterseniz birkaç saatte çabucak bitirebilirsiniz. Ayrıca yazarın sade dili de kitabı kolayca okunur kılıyor. Bunun yanı sıra onca güzel yorumdan sonra bir parça da olsa hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Bu çok sözü edilen kitapların ortak sorunu olsa gerek. Bununla birlikte olayların kolay tahmin edilebilmesinde de bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.  


   
 SON SÖZ:

 Dünyanın her yerindeki annelere özellikle de çocuğuna veda etmek zorunda kalmış olanlara adanmış bu kitabı beğendiyseniz eğer yazarın diğer kitaplarını da okuyabilirsiniz. 


 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...