24 Kasım 2014 Pazartesi

Röportajlar #4 (Bir Katilin Anıları'nın Yazarı Özgür Göç İle)

Özgür Göç ile Röportaj

 Herkese merhaba. Bugün sizlerle Bir Katilin Anıları adlı romanın yazarı Özgün Göç ile yapmış olduğum keyifli sohbeti paylaşıyorum.

 Öncelikle Özgür Göç'e desteğinden ötürü bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. 

 Dilerseniz hiç vakit kaybetmeden röportajımıza başlayalım.


       Merhaba Özgür Bey, öncelikle bana ve takipçilerime kitabınızı okuma fırsatı sunduğunuz için çok teşekkür ederim. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

        Merhabalar. Sana ve takipçilerine İstanbul’dan selamlar. Her türlü platformda söyleşi yapmak, tanışmak ve yeni hikayelere şahit olmak çok şahane bir duygu. Bu lezzeti bana tattırdığın için bende sana tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum. Ben 36 yaşındayım. Yıllarca radyo-tv programları yaptım. Hala bazı teklifler gelse bile artık görsel medyadan sıkıldım diyebilirim. Kanımızda radyo programcılığı olduğu için sanırım, biraz daha gizemi seviyorum. Takipçiler(lerim) ve tüm kitap okuyan kitap aşıkları umudum odur ki zaman içinde “ÖZGÜR GÖÇ” ü daha iyi tanıyacaklardır. 

       Peki bir roman yazmaya nasıl karar verdiniz? 

       Aslında yıllar boyunca hep yazdım, yalnız şiirler biriktiriyordum, kısa hikayeler yazıyordum. Bir gün (kurban bayramına 1 hafta kala) aklıma çocukluğumdan bir kare düştü. Gözleri önünde bir bedenden ruh alınan insan psikolojisi nasıl olur. Yıllar geçtikçe o psikoloji ne hale gelir diye ve macera başladı diyebiliriz. 

     
Bir Katilin Anıları’nı yazıya dökerken nelerden ilham aldınız?

   Az öncede belirttiğim gibi kurban bayramlarında babam elimden tutar pazara götürür ve bir koç alırdı. Bende bunların tüm evrelerine şahit olurdum. Satın alınıp kemiklerinin ayrılmasına kadar akan ilk kan damlası romanda bir teşbih ile anlatılıyor zaten ilk çıkış noktası odur. 

 Kitaptaki ana karakterimiz Altan(İlker/Mikail) her insanın içinde potansiyel bir katil ya da psikopat olduğunu düşünüyor. Sizin bu konudaki fikirleriniz nelerdir?

   Bence çok doğru bir tespit oldu. Zira her insan bir potansiyel katildir. Futbolda gol kaçıran bir oyuncu “ O GOLÜN KATİLİDİR.” Mesela bir TV şovu düşünün BEYAZ SHOW olabilir. Beyazıt Öztürk yapmaya çalışıp yapamadığı esprinin katilidir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Sizin sormak istediğiniz meyanda ise cevabım evet her insanın içinde potansiyel bir psikopat yatıyor en basit örneği trafikte yaşanan ölümlü hadiseler. Çocuk ve kadın cinayetleri. Maalesef aramızda katiller ile yaşıyoruz.

   Peki ya gerçek hayatta kitaptaki gibi bir radyo şovu olsaydı tepkiler ne yönde olurdu?

    Aslında bir radyo yayın müdürünün bu tarz bir program yapmasını çok arazu ederim (tabi uygun saatlerde) gelecek tepkiler elbetteki çok ciddi boyutta olurdu sanırım.

    Kitabı okurken Kadavra(Pathology) filmindeki repliği hatırlar gibi oldum. Eğer insanlar yakalanmayacaklarını bilselerdi suç işlerler miydi?

      Suç işleme mekanizması insanda yakalanmama güdüsü ile orantılı değil bence. İnsanı suç işlemekten alıkoyan tek etken vicdanıdır. Buna farklı isimlerde versek kalbinde vicdan kırıntısı olan kişilerin suç işlemesi mümkün değil. Olmuyor mu? Elbette ki çocuğuna merhamet ile yaklaşan bir baba, bir bakmışsınız akşam ana haberde katil olarak karşımıza çıkıyor. Bu defa vicdan denen duygunun beslendiği kaynakta sorun var diyorum. Yani bir insan vicdan kabını rahmani şefkat ile doldurmadıkça suç işlemeye meyillidir. Bunun adına İLAHİ VİCDAN denilebilir.

    İlk romanınız Bir Katilin Anıları’nı yazım aşamasında ya da sonrasında karşılaştığınız sorunlar oldu mu?

      Yazım aşamasında yaşadığın tek sorun zaman kontrolüydü. Zira yazarlığın haricinde yaptığım diğer işler beni hep gecenin ikisinden sonra yazmaya itti. Sonrasında yaşadığım sorunlar “tek kitaplık yazar” olmamayı öğretti. Öylesine sıkıntılı ve zor bir piyasa ki bir kitap yazıp ben kitap yazdım bunu dağıtın veya satın demek ayrıca kendini kabul ettirmek ciddi anlamda zor. Şükürler olsun bu sorunların hepsini dağıtımcılar ve satış merkezleri ile kurduğumuz samimi diyaloglar sayesinde atlattık.


     Peki uygun bir yayınevi bulmak konusunda zorlandınız mı?

      Bu konu benim en koyla çözdüğüm sorun oldu. Kendi yayın evimi kurdum ve hiçbir sorun yaşamadım. 


   Kitap oldukça ilginç bir noktada sona erdi. Bir devam romanı yazmayı planlıyor musunuz?

      Devamı kesinlikle var. Hikaye zaten biterken yeniden başlıyor. Fakat serinin ikinci bölümü 2016 yılında düşünüyorum. Yılbaşında(aralık 2014) “AŞK OLSUN Aşk-ı Rehber” adında şiir tadında bir eser daha geliyor. 2015 sonlarına doğru “ Osmanlı-2071” ve ardından Bir Katilin Anıları-2 olarak yazarlık maceramız devam edecek. Bu arada okuyucularımıza ve takipçilerimize birde müjde vermek isterim Kitabımızın ikincisi çıkmadan sinemaya uyarlamaya karar verdik ve senaryo yazım aşamaları adaşım “ÖZGÜR AKÇAY” Tarafından başladı bile, yani seri hem kitap olarak hemde beyaz perdede devam edecek.

     Hangi polisiye-gerilim yazarlarını takip ediyorsunuz?

     Devamlı takip ettiğim bir yazar yok gibi neredeyse, özellikle de yazmaya başladığım günlerde pek kitap okumak istemiyorum. Olur ya bir kelime öbeği hafızamda kalır ve farkına varmadan eserime sızar, o bana ciddi anlamda yara verir. Onun için yazmadığım haftalarda elime ne geçerse okuyorum. Yalnız ben sadece tutan bir romanın yazarı olup, sadece o kategoride yazan yazarlara karşıyım. Adam bir polisiye yazıyor, tuttu ya ömrü boyunca polisiye yazmaya devam ediyor. Tamamen ticari bir kaygı bence. Benin ilk romanım polisiye, sonrasında şiir kitabı çıkartacağım, sonrasında tarihi bilim kurgu yazıyorum. Hayat gibi düşünün insan güler, sevinir, ağlar, üzülür. Her duyguyu yaşayıp sadece tek bir pencereden hayatı yansıtmak bana göre değil. Ben necip fazıl Kısakürek şiirleri okuyorum. Nazım hikmet ile kafamı açıyorum ve Ahmet Ümit kitapları alıp rafımda tutuyorum. Hasılı yazıya dökülen tüm eserler kıymetlidir. Ama tek düze ve tek yöne seyir etmek çeşitliliği öldürüp insanı duygusuzlaştırır.

     Şu anda okuduğunuz kitap nedir?

     Osmanlı 2071 hazırlığını öykü anlamında tamamladım ve yazım aşamasındayım. Dolayısı ile okuduğum eserler sadece tarihsel eksikliklerimi tamamlamak adına Osmanlı tarihi, dünya tarihi ayrıca seyahatname okuyorum.

      Sosyal medyanın insanlara okuma alışkanlığı kazandırdığını düşünüyor musunuz?

   Kesinlikle kazandırıyor. Hiç kitap okumayan insanlarımız vardı bizim, Instagram'da ve diğer sosyal mecrada fotoğraf çekip paylaşırken bile olsa göz atıyor, kapağı ne kadar güzel diyor. Eline alıyor bir iki sayfa okuyor. Sonra başka bir kitapla fotoğraf çekilirken kitabı istiyor ve okumaya başlıyor. Sosyal medya bence bu işi iyi yapıyor. Bu işte bir dert işi sizin gibi bir çok dertli insan kitapları tanıtıyor, yazarları tanıtıyor, hatta bazen buluşmalar oluyor. Siz iyi ki varsınız, sosyal medyada varlığımız sizin gibi bloggerler vasıtası ile hayat buluyor.  

    Birazda kitap dışında sohbet edelim ne dersiniz? Sizce radyo, televizyona göre daha gizemli bir medya ürünü mü?

   Aslında evet gizemliydi. Fakat sosyal medya ve “ ŞÖHRET “ hırsı meslektaşlarımı etkiledi ve sosyal medyayı kullanarak gizem kapısını araladılar. Artık eskisi gibi gizemli radyo programcısı kalmadı. Hatırlar mısınız bilmem “Hop Dedik Ayhan” hiç kendini göstermiyordu. Yada eski radyo programcısı vardı “serseri” gizemliydi, fakat içlerinde bulunan şöhret hırsı bu gizem kapılarını sonuna kadar açtı.

   Severek takip ettiğiniz radyo sunucuları kimlerdir?

  Elbetteki var. Her sabah değerli arkadaşım “Duygu Özkan’ı” dinlerim. Süper Fm yayın müdürü ve yayıncısıdır. Ayrıca Afrikalı Ali Kral Fm den sevdiğim bir dostumdur. Radyo genelde artık arabada seyir halindeyken dinleniyor. En azından ben araç kullanırken dinliyorum özellikle seçmiyorum, yani o anda hangi radyo hoşuma giderse haber, şarkı, türkü, yerli yabancı ayırmıyorum.

  Günümüzde hemen hemen her gün bir kadın cinayeti haberi okuyoruz. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

   Sohbetimizin başında belirttiğim gibi kelime haznesi dar olan insanlar düşünmek yerine eylem yapmayı tercih ediyorlar. Sağlıklı düşünemeyen kişi maalesef sonu hüsran olan eylemler gerçekleştirebiliyorlar. Hırsızlık, gasp, cinayet adı her ne olursa olsun hepsinin önüne geçmenin en kesin sonucu okumak. Zaten İslam dininin ilk emir olan “OKU” ayeti nasıl bir Dünya’ya  adım atıyoruz onun sinyallerini veriyor. Okursan başarırsın, okursan mutlu olursun, Okursan saygı görür ve saygı duyarsın.

  Son olarak röportajımızı okuyanlara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

  Röportajımızı kaide değer bulun okuyan tüm okuyuculara teşekkür ediyorum. Hayat sadece aldığımız nefes ile verdiğimiz nefes arasında gizli bir andır. Bu anlarımızı değerli kılan tek unsur “Nasıl biri olduğumuzdur” İyi birisi olabilmek için okuyalım, okumaya teşvik edelim diyorum.

Sorularıma verdiğiniz samimi yanıtlar ve inceliğiniz için bir kez daha teşekkür ederim.


 

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...